yankı yazgan14 Mart 2009 Cumartesi
9 Mart 2009 Pazartesi
ella'nın duası
"Aşk, ella'nın ömrünün o durgun gölüne gaipten düşüveren bir taş misali indi. Ve onu sarstı, silkeledi, darmadağın etti.
Bir taş nehre düşmeyegörsün, pek anlaşılmaz etkisi. Hafiften aralanır, dalgalanır suyun yüzeyi. Belli belirsiz bir tıp sesi çıkar; duyulmaz bile akıntının ortasında, kaybolur uğultuda. Hepi topu budur olduğu olacağı.
Ama bir de göle düşsün aynı taş... Etkisi çok daha kalıcı ve sarsıcı olur. O taş var ya o taş, durgun suları savurur. Taşın suya değdiği yerde evvela bir halka peyda olur; halka tomurcuklanır, o tomurcuk çiçeklenir, açar da açar, katmerlenir. Göz açıp kapayıncaya kadar, ufacık bir taş ne işler açar başa. Tüm yüzeye yayılır aksi, bir bakmışsın ki her yeri kaplamış. Çemberler çemberleri doğurur, ta ki en son çember de kıyıya vurup yok oluncaya dek.
Nehir alışkındır karmaşaya, deli dolu akışa. Zaten çağlamak için bahane arar ya, hızlı yaşar, çabuk taşar. Atılan taşı içine alır; benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. Karışıklık onun doğasında var, ne de olsa. Ha bir eksik ha bir fazla.
Gel gelelim göl hazır değildir böyle aniden dalgalanmaya. Tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, ta dibinden sarsmaya. Göl taşla buluştuktan sonra bir daha asla eskisi gibi olmaz, olamaz."
ve bir dua dökülür gölüne taş düşmüş ella'nın dudaklarından, daha çok ellerinden:
"Ya aşkı öğret bana, ya da aşkın yokluğuna üzülmemeyi."
elif şafak
Bir taş nehre düşmeyegörsün, pek anlaşılmaz etkisi. Hafiften aralanır, dalgalanır suyun yüzeyi. Belli belirsiz bir tıp sesi çıkar; duyulmaz bile akıntının ortasında, kaybolur uğultuda. Hepi topu budur olduğu olacağı.
Ama bir de göle düşsün aynı taş... Etkisi çok daha kalıcı ve sarsıcı olur. O taş var ya o taş, durgun suları savurur. Taşın suya değdiği yerde evvela bir halka peyda olur; halka tomurcuklanır, o tomurcuk çiçeklenir, açar da açar, katmerlenir. Göz açıp kapayıncaya kadar, ufacık bir taş ne işler açar başa. Tüm yüzeye yayılır aksi, bir bakmışsın ki her yeri kaplamış. Çemberler çemberleri doğurur, ta ki en son çember de kıyıya vurup yok oluncaya dek.
Nehir alışkındır karmaşaya, deli dolu akışa. Zaten çağlamak için bahane arar ya, hızlı yaşar, çabuk taşar. Atılan taşı içine alır; benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. Karışıklık onun doğasında var, ne de olsa. Ha bir eksik ha bir fazla.
Gel gelelim göl hazır değildir böyle aniden dalgalanmaya. Tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, ta dibinden sarsmaya. Göl taşla buluştuktan sonra bir daha asla eskisi gibi olmaz, olamaz."
ve bir dua dökülür gölüne taş düşmüş ella'nın dudaklarından, daha çok ellerinden:
"Ya aşkı öğret bana, ya da aşkın yokluğuna üzülmemeyi."
elif şafak
8 Mart 2009 Pazar
hopeless emptiness
"the hopeless emptiness? now, you’ve said it. plenty of people are on to the emptiness, but it takes real guts to see the hopelessness... wow." - revolutionary roadrichard yates’in romanından uyarlanan revolutionary road beni çok etkiledi. düşünmeden, sorgulamadan duramıyorum.
iki insanın birbirlerini harcamadan sıradan olanın, yani sistemin, dışına çıkmaları mümkün mü? ben cevap veremiyorum, korkuyorum, inancımın sarsılmış olduğunu görmek canımı acıtıyor. hikaye hep aynı, zamansız ve mekansız mastar halinde devam ediyor: genç, güzel ve birbirine aşık olmak, özel olduklarına ve hayatlarına kendi idealleri doğrultusunda yön vereceklerine, çok mutlu olacaklarına inanmak. sonra zaman, dünya ve insanın akışının aleyhe çalıştığını görmek. istemedikleri insanlar olduklarını fark ettikleri an can çekişmek ve kaybetmek.
hayatı istediğimiz gibi, olması gerektiğini bildiğimiz biçimde yaşayamıyoruz. eninde sonunda zamanla içi boşalan iyi niyetli hayaller, asla verilmemiş sözlere bağlanan umutlar ve kırıklık kalıyor elimizde. hep aynı umutsuz boşluk. umutsuz, boş. hep, aynı. biz bu boşlukta oyalanıyoruz ve yalanlar söylüyoruz. sahte gülümsemelerle, değişen kıyafet ve maskelerle kalabalığa karışıyoruz. yalanlarda ustalaşıyoruz üstelik. en çok da kendimize söylediklerimizde.
April: "Tell me the truth Frank, remember that? We used to live by it. And you know what’s so good about the truth? Everyone knows what it is however long they’ve lived without it. No one forgets the truth Frank, they just get better at lying."
6 Mart 2009 Cuma
smile
http://fizy.org/yACbI1A_gN@d
bugüne kadar "mona lisa smile"ı neden ve nasıl izlemediğimi düşünüyorum, bir de kadın olmaktan ne kadar mutlu olduğumu.
bugüne kadar "mona lisa smile"ı neden ve nasıl izlemediğimi düşünüyorum, bir de kadın olmaktan ne kadar mutlu olduğumu.
"çılgın kalabalıktan uzak"tan
"kimileyin bir şeyi yakından ve uzun uzun inceleme fırsatımız olsa da, onu gözle değil yürekle görürüz, yüreğimizin isteğine göre biçimlendirir, renkler ekleriz."
"insan, vazgeçmek için kendini zorladığı şeye aynı ölçüde sadık kalıyor."
"genç kızın gidişiyle oak'a gösterdiği çare olan ayrılık, belli yaradılıştaki insanlarda umulan sonucu veriyorsa da; diğer insanlarda, hele ki sevgileri olağan ve durgun görünse de köklü ve kesintisiz olan insanlarda, uzaklardaki sevgilinin kusursuz bulunması sonucunu doğurabilir."
"uzun uzun düşünüp bir plan yaparak, onu uygulamaya koymak için uygun zamanı beklemektense, her şeyi talihe bırakıp ne denk gelirse rıza göstermek, ne yapacağını ona uygun düzenlemek daha iyidir."
"felaketler insanın korku duygusunu işlevsizleştiren en iyi ilaçlardır."
"insanlar bir şeyin tekrarlanacağına öyle inanırlar ki, bu duygu onlarda bir kesinlik halini alır."
"erkeğin en saf olduğu zamanlar, sevdiği ya da sevmekte olduğu kadının cazibesini dinlediği zamanlardır. bir çocuk bile bir şey söylese, bir bilgenin fikirlerini dinler gibi dinler. artık içi rahattır."
"her devinim, her bakış, her sözün bilinen anlamı dışında sırları olması gerekirdi."
"bir kötülüğe izin vermeme arzusunun vaktinde duyulduğuna az rastlanır."
"aşkı ideal haline getiren büyük yardımcılar burada hazırdı: onu tesadüfen, kimi zaman uzaktan görmek, onunla kişisel ilişkisinin olmaması, göz tanışıklığı olması, söz yabancılığı çekmesi. sevenle sevilenin birbirlerini ziyaret edecek halde olmaması, tavır ve davranışlardaki maskeler."
"sessizliğin bazen tuhaf bir özelliği vardır; duygunun çerçevesinden kurtulmuş, aylak, çıplak bir ruha benzemek. öylesi anlarda sözlerden daha etkilidir."
"en temiz sevgilerin, en eşsiz sunumları hiçbir zaman eliaçıklıktan kaynaklanmaz, yalnızca benliği doyurma arzusundan kaynaklanır."
"karşılıksız bir sevginin bilinçsiz hareketlerine katlanılabilir; insana keder ve iğreti bile verse. çünkü hakarette bir utku, mücadelede bir hoşluk vardır."
"genç kadına güçlü bir zincirle değil, koparıp bozmaktan acı duyduğu hoş bir iplikle bağlıydı."
"cisimlere renklerini verenin soğurdukları değil, yansıttıkları ışıklar olduğunu öğreniriz. aynı biçimde insanlar da kin ve düşmanlıklarıyla renklenirler. özellik olarak iyi niyet hiç dikkate alınmaz."
"anımsama bir beceri değil, bir hastalıktır; ve beklemekse biricik rahat biçiminde, inanç halinde, hemen olanaksız bir şey olduğu gibi, umut ve tali oluşumlar sayılan sabır, merak ve karar, zevk ve acı arasındaki sürekli bir dalgalanıştır."
"yapma olanağının sınırlanması, bundan zarar gören için kayıp değildi. bir şeye hiçbir zaman sahip olmamış bulunmak, o şeyden mahrum olmak anlamına gelmez."
"-beni ancak geçen gece gördünüz.
-bunun önemi var mı? yıldırım da işini çabuk görür."
"aşk koşullara boyun eğer."
"kadınlarda, erkeğin çözümleyemediği anlamsızlıklar içinde en tuhafı, kadının yalan olduğunu bildiği iltifatlara inanma konusundaki şaşılası özelliktir; elbette doğruluğundan emin olduğu eleştirilere karşı alabildiğine kuşkulu davranışı dışında."
"insanoğlu kendi kendisiyleyken bile, üstüne iki kez yazı yazılmış bir kağıt gibidir: bir görünen yazı vardır, bir de altta kalan yazı."
"moral gücünü tek yöne gitmeye ayıran birinin dönüş için gücü ve isteği kalmaz."
"aşk katı gündelik gerçeklerin arasındaki çatlaklarda filizlenir."
thomas hardy
"insan, vazgeçmek için kendini zorladığı şeye aynı ölçüde sadık kalıyor."
"genç kızın gidişiyle oak'a gösterdiği çare olan ayrılık, belli yaradılıştaki insanlarda umulan sonucu veriyorsa da; diğer insanlarda, hele ki sevgileri olağan ve durgun görünse de köklü ve kesintisiz olan insanlarda, uzaklardaki sevgilinin kusursuz bulunması sonucunu doğurabilir."
"uzun uzun düşünüp bir plan yaparak, onu uygulamaya koymak için uygun zamanı beklemektense, her şeyi talihe bırakıp ne denk gelirse rıza göstermek, ne yapacağını ona uygun düzenlemek daha iyidir."
"felaketler insanın korku duygusunu işlevsizleştiren en iyi ilaçlardır."
"insanlar bir şeyin tekrarlanacağına öyle inanırlar ki, bu duygu onlarda bir kesinlik halini alır."
"erkeğin en saf olduğu zamanlar, sevdiği ya da sevmekte olduğu kadının cazibesini dinlediği zamanlardır. bir çocuk bile bir şey söylese, bir bilgenin fikirlerini dinler gibi dinler. artık içi rahattır."
"her devinim, her bakış, her sözün bilinen anlamı dışında sırları olması gerekirdi."
"bir kötülüğe izin vermeme arzusunun vaktinde duyulduğuna az rastlanır."
"aşkı ideal haline getiren büyük yardımcılar burada hazırdı: onu tesadüfen, kimi zaman uzaktan görmek, onunla kişisel ilişkisinin olmaması, göz tanışıklığı olması, söz yabancılığı çekmesi. sevenle sevilenin birbirlerini ziyaret edecek halde olmaması, tavır ve davranışlardaki maskeler."
"sessizliğin bazen tuhaf bir özelliği vardır; duygunun çerçevesinden kurtulmuş, aylak, çıplak bir ruha benzemek. öylesi anlarda sözlerden daha etkilidir."
"en temiz sevgilerin, en eşsiz sunumları hiçbir zaman eliaçıklıktan kaynaklanmaz, yalnızca benliği doyurma arzusundan kaynaklanır."
"karşılıksız bir sevginin bilinçsiz hareketlerine katlanılabilir; insana keder ve iğreti bile verse. çünkü hakarette bir utku, mücadelede bir hoşluk vardır."
"genç kadına güçlü bir zincirle değil, koparıp bozmaktan acı duyduğu hoş bir iplikle bağlıydı."
"cisimlere renklerini verenin soğurdukları değil, yansıttıkları ışıklar olduğunu öğreniriz. aynı biçimde insanlar da kin ve düşmanlıklarıyla renklenirler. özellik olarak iyi niyet hiç dikkate alınmaz."
"anımsama bir beceri değil, bir hastalıktır; ve beklemekse biricik rahat biçiminde, inanç halinde, hemen olanaksız bir şey olduğu gibi, umut ve tali oluşumlar sayılan sabır, merak ve karar, zevk ve acı arasındaki sürekli bir dalgalanıştır."
"yapma olanağının sınırlanması, bundan zarar gören için kayıp değildi. bir şeye hiçbir zaman sahip olmamış bulunmak, o şeyden mahrum olmak anlamına gelmez."
"-beni ancak geçen gece gördünüz.
-bunun önemi var mı? yıldırım da işini çabuk görür."
"aşk koşullara boyun eğer."
"kadınlarda, erkeğin çözümleyemediği anlamsızlıklar içinde en tuhafı, kadının yalan olduğunu bildiği iltifatlara inanma konusundaki şaşılası özelliktir; elbette doğruluğundan emin olduğu eleştirilere karşı alabildiğine kuşkulu davranışı dışında."
"insanoğlu kendi kendisiyleyken bile, üstüne iki kez yazı yazılmış bir kağıt gibidir: bir görünen yazı vardır, bir de altta kalan yazı."
"moral gücünü tek yöne gitmeye ayıran birinin dönüş için gücü ve isteği kalmaz."
"aşk katı gündelik gerçeklerin arasındaki çatlaklarda filizlenir."
thomas hardy
5 Mart 2009 Perşembe
ne olurdu birazcık güneş olsa.
kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım var.
yine de körfezin dalgacıklarına dalmak, vapurları izlemek güzel şey.
insan geçmişini sorgulamaktan öte hatırlıyor böyle zamanlarda, gelecek günlerin neler getirceğini düşünüyor bir de.
son umut bile umuttur ya, öyle.
öğlen vakti rakı içmek istiyorum şimdi.
dertli dertli, bir roman kadını gibi yarım gözlerle hayattan söz etmek istiyorum.
açılan ve kapanan, kapanan ve açılan kapılardan, kapı aralıklarından, pencerelerden ve perdelerden konuşmak.
iyilik ve güzellikle anmak insanları.
bir şeyin bitişi gibi değil, devinimli başlangıçlar gibi zamanı düşünmek.
zenginleşerek güzelleşen, dallandıkça uzaklaşan bir şey.
üstünde pembe mor çiçekler taşıyan fidan, yanar döner bir kelebek, suyu eskimiş bir vazo, kuş kanadı zaman.
kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım var.
yine de körfezin dalgacıklarına dalmak, vapurları izlemek güzel şey.
insan geçmişini sorgulamaktan öte hatırlıyor böyle zamanlarda, gelecek günlerin neler getirceğini düşünüyor bir de.
son umut bile umuttur ya, öyle.
öğlen vakti rakı içmek istiyorum şimdi.
dertli dertli, bir roman kadını gibi yarım gözlerle hayattan söz etmek istiyorum.
açılan ve kapanan, kapanan ve açılan kapılardan, kapı aralıklarından, pencerelerden ve perdelerden konuşmak.
iyilik ve güzellikle anmak insanları.
bir şeyin bitişi gibi değil, devinimli başlangıçlar gibi zamanı düşünmek.
zenginleşerek güzelleşen, dallandıkça uzaklaşan bir şey.
üstünde pembe mor çiçekler taşıyan fidan, yanar döner bir kelebek, suyu eskimiş bir vazo, kuş kanadı zaman.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
