“Gözlerime bak” dedin.
Gözlerine baktım. Gözlerinde gözlerim. Gözlerinde gözlerimdeki gözlerin. Yalnızım. Gözlerinde gözlerimden başka bir şey yok.
“Elimi tut” dedin.
Elini tuttum, sıcacıktı. Elinde elim. Parmaklarında parmaklarım. Yalnızım. Elinde elimden başka bir şey yok.
“Konuş” dedin.
Konuştum. Hayallerimden bahsettim, çocukluğumdan, uzak ülkelerden, sessizliğin güzelliğinden. Gözlerinde gözlerim, elinde elim, kulaklarında sesim. Yalnızım.
“Sus” dedin.
Sustum. Önce sesim kayboldu. Elim elinden çekildi. Sonra gözlerim gözlerinden. Başımı omzuna dayadım.Uçup konan güvercinlere baktım. Güvercinler, uçup konan. Başım omzunda, sıcacık. Yalnızım.
Sen de yalnızsın. Düşündün; ama söylemedin. Dudağında kırık bir gülümseme, güvercinleri besledin. Sana baktım, yüzünün çizgileri apaçık ortadaydı. Konuştun, duymadım. Yalnızım. Yalnızsın.
Hava çok soğuktu. İyice sokuldum sana. Hoşuna gitmediğini bildiğim halde koluna girdim. Başım omzunda. Yaşlı bir ağacın altındaki bir banka oturduk. Ağaç yalnız, bank yalnız, biz yalnız. Sokak sessiz. Sen güvercinleri izledin, ben seni. Güneş yoktu. Ben bulutları izledim, sen beni. Şehrin üstündeki kederli örtüye sarındık. Bizi örttü. Elmayı ve armudu. İyiyi ve kötüyü. Umudu ve korkuyu. Sevgiyi ve öfkeyi. Sıcacık.
“Sev” dedin.
Sevdim. Sende sevgim. Sende sevgimdeki sen. Yalnızım. Sende sevgimden başka bir şey yok.
10.12.07
14 Nisan 2009 Salı
13 Nisan 2009 Pazartesi
yara

"her yara kendi ışığını saçar
der cerrahlar
bütün lambalarını söndürsen evin
pansuman yapabilirmişsin yaraya
kendinden ışıyanla."
anne carson - "kocanın güzelliği"
düşünürdüm çok
hayal etmenin hayal olmadığı zamanlarda
hep yağmurlu günlerde ve güneşli sabahlarda
bir yaram olsa kabuğunu sana verirdim elbet o zaman
eskiden öyle yaparmış aşıklar
yazık şimdi
artık ne ben kanıyorum
ne sen
insan canının acımadığına
ancak bu kadar üzülebilir, inan
sıkılma ama
güneş battığı zaman yıldızlar parlar.
her gören ağladı, kalbini bağladı
haftasonu ankaradaydım.
görüntüde marka zirvesine katılmak için, özünde simen'le kavuşmak, söz oldukça acı azılır'ı bir kez daha kanıtlamak, tebdil-i mekandaki ferahlığı görmek için gitmiştim.
zamanın akıcılığını, günlerin kısalığını, yerinden kalkmadan konuşan kırmızı saçlı kadını, pahalı taksileri sevmedim.
ama bilkent üniversitesi'ni sevdim, güldüm, eğlenceli insanlarla tanıştım, profesyonel anlamda motive oldum, çimenliğe bakan bir yurt odasında kaldım, gerçekten çok güldüm, güzel yemekler yedim, dertleştim, yalnızlığımı kabullenmiş olsam da yalnız olmadığımı hissettim.
(aşk markalarını communiquer ettim bebişim :)
hayatın küçük, spontane gelişen olaylarını; 5. dakikayı beklemeden gönlünü açan insanları, arjantin yokuşunu, yorgunluk şarabını, dost kitabevini, bilkent'in ringini ve baharı sevdim.
hala ismini öğrenememiş olsam da her yerde gördüğüm pembe çiçekli, yapraksız ağacı sevdim. aylarca kıpırtısız durmuş çıplak dallarını pembe çiçeklerle donatmış o cesur, sessiz, umutlu ağacı.
görüntüde marka zirvesine katılmak için, özünde simen'le kavuşmak, söz oldukça acı azılır'ı bir kez daha kanıtlamak, tebdil-i mekandaki ferahlığı görmek için gitmiştim.
zamanın akıcılığını, günlerin kısalığını, yerinden kalkmadan konuşan kırmızı saçlı kadını, pahalı taksileri sevmedim.
ama bilkent üniversitesi'ni sevdim, güldüm, eğlenceli insanlarla tanıştım, profesyonel anlamda motive oldum, çimenliğe bakan bir yurt odasında kaldım, gerçekten çok güldüm, güzel yemekler yedim, dertleştim, yalnızlığımı kabullenmiş olsam da yalnız olmadığımı hissettim.
(aşk markalarını communiquer ettim bebişim :)
hayatın küçük, spontane gelişen olaylarını; 5. dakikayı beklemeden gönlünü açan insanları, arjantin yokuşunu, yorgunluk şarabını, dost kitabevini, bilkent'in ringini ve baharı sevdim.
hala ismini öğrenememiş olsam da her yerde gördüğüm pembe çiçekli, yapraksız ağacı sevdim. aylarca kıpırtısız durmuş çıplak dallarını pembe çiçeklerle donatmış o cesur, sessiz, umutlu ağacı.
9 Nisan 2009 Perşembe
uğurböceği
geçen hafta bir uğurböceği kondu ofisteki camıma, içeri alamadım onu o sırada, talihsizliğime yandım. bir uğurböceği vardı evet, çok yakındı. parmağımda tutup dilekler dileyebilirdim, şansıma inanarak şarkı söyleyip rüzgara salabilirdim. ama yapmadım. camın diğer tarafındaydı.sonra yağmur fırtına oldu. rüzgar sert esti, cama vurdu damlalar. ben bir an uğurböceğini hatırlayıp irkildim.
biraz önce dertli dertli körfeze bakarken bilmemkaçıncı kez, uğurböceği kondu cama. pencereyi açamazdım. işaret parmağımı camın üstünden bastım, gözlerimi kapattım, dileklerimi diledim ve uçurdum uğurböceğimi.
uç uç böceğim
annen sana terlik pabuç alacak.
6 Nisan 2009 Pazartesi
"iklimler"den
"daha mutlu olmasını istediğimiz bir geçmişi yadsıyarak onu yeni karşılaştığımız insanlar için değiştirebileceğimizi ummamız bu insanların çekiciliğinden ileri gelir."
"kadınlar bedenlerini nasıl verirlerse, erkekler de ruhlarını öyle verirler: bölge bölge, en açıktan en gizliye doğru."
"yaşam hepimize aşkta alçakgönüllülüğün kolay olduğunu öğretir. bazı bazı en nasipsizler beğenilir; en çekiciler başarısızlığa uğrar."
"erkeklerin beğenileri, yaşamlarından gelip geçmiş kadınların bulanık , birbirine karışmış imgelerini sakladığı gibi, kadınların kafası da kendilerini sevmiş olan erkeklerin birbiri ardına getirdiği tortulardan oluşmuştur, çoğu zaman bir kadının bize çektirdiği korkunç acılar, başka birinde uyandırdığımız aşkın dolaylı yıkımının nedeni olur."
"en güzeli, onunla birlikte olunca, o olmayan herşeyi küçümsemem, onun da ben olmayan herşeyi küçümsemesi."
"biz gerçek olduğuna inandıktan sonra, aldığımız haz yalancı olmuş olmamış, ne çıkar..."
"belki de insanları en çok bölen şey, kimilerinin herşeyden önce geçmişte, kimilerinin de yalnızca içinde bulundukları anda yaşamalarıdır."
"bir kadının bizde uyandırabileceği düşkırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düşkırıklığına uğratmasıdır."
"kadınlar birer büyük çocuktur. masal duygularını yitirmemişlerdir. hem onlar için gerçek yaşamın çerçevesi öylesine dardır ki, hep sıyrılmak isterler bundan."
"insan, karşısındakinin tüm yaşamını durmamacasına yenilenen bir zenginlikle doldurmasını bilmiyorsa , sevilen varlığı kendimize bağlamamız için büyük bir aşk yetmez."
"elimdekinden fazlasını yitirdim."
"bana hepsinden korkunç gelen şey, bir gün hiç kuşkusuz acımın da öleceği."
"çok iyi, yani şöyle böyle giden bir aşk zordur, ama yürümeyen bir aşk cehennemdir."
"sizde sevdiğim: sizde sevmediğim."
"bir hanım şövalye b.'ye şöyle diyormuş: 'sizde sevdiğim... ah, madam diye sözünü kesmiş adam, neyimi sevdiğinizi biliyorsanız, yandım...'"
"yaşamı daraltan, onu herkesle paylaşmaktır."
"mutluluk hiçbir zaman kımıltısız değildir, mutluluk kaygı içinde bir duraklamadır."
"duygularımız duygularımızın heykelleridir çoğu zaman."
"kusursuz bir kadın vardır. yanlış. yanyana iki insan, dalgaların oynattığı iki kayık gibidir; gövdeleri çarpıştıkça inler."
andré maurois
"kadınlar bedenlerini nasıl verirlerse, erkekler de ruhlarını öyle verirler: bölge bölge, en açıktan en gizliye doğru."
"yaşam hepimize aşkta alçakgönüllülüğün kolay olduğunu öğretir. bazı bazı en nasipsizler beğenilir; en çekiciler başarısızlığa uğrar."
"erkeklerin beğenileri, yaşamlarından gelip geçmiş kadınların bulanık , birbirine karışmış imgelerini sakladığı gibi, kadınların kafası da kendilerini sevmiş olan erkeklerin birbiri ardına getirdiği tortulardan oluşmuştur, çoğu zaman bir kadının bize çektirdiği korkunç acılar, başka birinde uyandırdığımız aşkın dolaylı yıkımının nedeni olur."
"en güzeli, onunla birlikte olunca, o olmayan herşeyi küçümsemem, onun da ben olmayan herşeyi küçümsemesi."
"biz gerçek olduğuna inandıktan sonra, aldığımız haz yalancı olmuş olmamış, ne çıkar..."
"belki de insanları en çok bölen şey, kimilerinin herşeyden önce geçmişte, kimilerinin de yalnızca içinde bulundukları anda yaşamalarıdır."
"bir kadının bizde uyandırabileceği düşkırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düşkırıklığına uğratmasıdır."
"kadınlar birer büyük çocuktur. masal duygularını yitirmemişlerdir. hem onlar için gerçek yaşamın çerçevesi öylesine dardır ki, hep sıyrılmak isterler bundan."
"insan, karşısındakinin tüm yaşamını durmamacasına yenilenen bir zenginlikle doldurmasını bilmiyorsa , sevilen varlığı kendimize bağlamamız için büyük bir aşk yetmez."
"elimdekinden fazlasını yitirdim."
"bana hepsinden korkunç gelen şey, bir gün hiç kuşkusuz acımın da öleceği."
"çok iyi, yani şöyle böyle giden bir aşk zordur, ama yürümeyen bir aşk cehennemdir."
"sizde sevdiğim: sizde sevmediğim."
"bir hanım şövalye b.'ye şöyle diyormuş: 'sizde sevdiğim... ah, madam diye sözünü kesmiş adam, neyimi sevdiğinizi biliyorsanız, yandım...'"
"yaşamı daraltan, onu herkesle paylaşmaktır."
"mutluluk hiçbir zaman kımıltısız değildir, mutluluk kaygı içinde bir duraklamadır."
"duygularımız duygularımızın heykelleridir çoğu zaman."
"kusursuz bir kadın vardır. yanlış. yanyana iki insan, dalgaların oynattığı iki kayık gibidir; gövdeleri çarpıştıkça inler."
andré maurois
there is always hope.

bir çiçeğin en güzel koktuğu zaman solmaya en yakın olduğu zamandır.
kuşların şarkıları en iyi gecenin sessizliğinde duyulur.
ve deniz en sıcakken, mevsim sonbahardır.
istanbul film festivali'ni ikinci kez kaçırıyorum. geçen sene londra'daydım, bu sene izmir'deyim, seneye kimbilir neredeyim. birkaç sene önce nasıl heyecanla bilet aldığımı, tüm günlerimi taksim'de geçirdiğimi hatırlıyorum, özlüyorum üstelik. akbank sanat'ın yaptığı reklam da bir damla yaş parlattı gözpınarımda. 1 senede değişen ve değişmeyen şeyler üstüne düşündüm. 1 senede çok şey değişti ve hiçbir şey de değişmedi aslında. daha buruk, daha olgun, daha sessiz, daha sakinim. değişmeyen şey umut. küçülüyor, büyüyor bazen ama değişmiyor işte. birçok şey söylendi, birçok kez susuldu 1 senede. şaşkınlık, üzüntü, sevinç, pişmalık, özlem, nefret her türlü. ama değişmeyen şey umut.
elimde olmadan önünden geçtiğim apartmanlardaki kiralık ve satılık daireleri izliyorum. bir an bile olsa oralarda yaşamanın nasıl bir şey olacağını düşünüyorum. manzarayı, ışığın nasıl gireceğini odalara, tavanın yüksekliğini, evin kokusunu ve balkonları. bir ev düşlüyorum hep ve merak ediyorum hangi evde geçireceğimi ömrümü.
1 Nisan 2009 Çarşamba
kırılmış bir oyuncak gibi renkler

jehan barbur'u dinlemeye başladığım andan itibaren başka bir şey dinleyemedim, doyamadım. sevdiği şeyin tükenmesinden korkmasına rağmen sonuna kadar sahip olmak, özümsemek ister insan ya, aynen öyle. bayıldım. bayıldım. bir kuş gibi sesi, biraz bülent ortaçgil, acıklı bir gülümseme. uyku ile uyanıklık arası, yüzü güzel, içi güzel insanlar gibi. dinliyorum ve düşünüyorum. ben burdayım ve bu anda. bir tek sardunyalar eksik, sokakta oynayan çocukların sesi, bir dost sohbeti, papatya çayı, mumlar. gençlik, bahar ve zaman hakkında konuşmak. çok şey eksikken daha bir tam hissetmek gibi. jehan barbur'un sitesindeki hakkında kısmına yazdığı gibi;
"uzun uzun yürünür, uzun uzun konuşulur. ne varılır bir yerlere ne de dönülür geriye. ama hayatımda ihtiyacım olan tek şey istediğim her an geri dönebileceğimi bilmektir sevdiğim şehirdeki en sevdiğim eve. ne doyduğum ne de doğduğum… nefes alıp “ben” olduğum."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
